|
Karadağ Köyünde yaşamış olan Rumların Karadağ'a ne zaman geldikleri bilinmemekle birlikte, Biga yöresinden gelip Karadağ’a yerleştikleri, zanaatkâr insanlar olduğu, baca ve duvar ustalığı, marangozluk ve değirmencilik yaptıkları, 1914 yılında askerler tarafından tehcir edildikten sonra Yunanistan’a gittikleri biliniyor.
“Türkler tarafından fethedildikten sonra 16. yüzyıla dek Çanakkale bölgesinde gerek kıyılarında gerekse iç bölgelerinde Ortodoks Hıristiyan nüfusu olan köylerden söz edilmemektedir. Anagnostopulu’ya göre 1750’den önce sakinleri Türkçe konuşan Rum olan köylere yalnız kuzey kesiminde rastlanmaktadır. Örneğin Biga kentinde; kent Rumlarının bir bölümü orada daha eskiden beri yaşıyor olmalıydı.
Biga kazasında 68.184 kişilik toplam nüfus içinde Sotiriadis’e göre 1912’de 9.100 Hellen vardı ve Hellenler tüm sakinlerin %13,3’ünü oluşturuyorlardı. Anagnostopulu’ya göre Biga kazasındaki Rumlar, Sotiriadis’in bize bildirdiği gibi 9.100 kişi değil de, 5.770 kişi ile 60 aileden ibarettiler. Bunlardan 30 aile, daha 350 kişiyle birlikte, İskenderköy’de ikamet ediyor ve Bulgarca konuşuyordu. Onlar daha sonra Bulgaristan’a göç etmişlerdir.
Toplam 5.770 Rum’dan bazıları Rumca bazıları Türkçe konuşan 2.500 kişi, kazanın aynı adı taşıyan merkezinde yerleşikti; bu Rumlar, nüfusun %33,3’ünü oluşturuyor ve orada 5.000 Türk’le birlikte yaşıyorlardı. Geriye kalan Rumlar kazanın taşra kesimine yerleşiktiler. Ayrıntılı olarak, Rumca konuşan 750 Ortodoks Hıristiyan, Aksaz köyüne yerleşikti; bu Hıristiyanlar oraya Trakya’dan gelmiş ve balıkçılık uğraşıyorlardı. Rumca konuşan 200 Rum İnceköy’de, 750 Rum Karadağ köyünde, yine Rumca konuşan 1.000 Rum da Demirciköy’de yaşıyorlardı.” (1)
Osmanlı Temettuat defterlerinde yer alan 1875-1876 Yıllarına ait nüfus sayımlarına göre, Biga sancağı Çan nahiyesindeki Rum erkek nüfusu 1875 yılı için 170 kişi, 1876 yılı içinse 199 kişi olarak verilmektedir. Cuine'tin seyahatnamesinde Çan'daki Rum nüfus (kadın/erkek) 1894 yılı için 500 kişi olarak gösterilmektedir.(2) Çan nahiyesinde başka Rum köyü olmadığına göre söz konusu Rumlar, Karadağ Rum'larıdır.
1895-1901 Tarihleri arasında Rum Patrikhanesine bağlı olan İptidai dereceli Karadağ Rum Okulunun açılış tarihi bilinmiyor. Ruhsatname altığı tarihse 23 Nisan 1894.(3)
Karadağ Rum okulunda 1895-96, 1896-97 Yıllarında öğrenci sayıları yer almazken, 1897-98 Yıllarında 40 erkek 35 kız. 1898-99 yıllarında 40 erkek 16 kız. 1900-1901 yıllarında ise 40 erkek 16 kız öğrenci yer almaktadır.(4)
Çanakkale merkez ve kazalarında bulunan 23 Rum okulundan 6 tanesinin açılış tarihleri 1842, 1870, 1885, 1885, 1844 ve 1872 olarak yer aldığı halde geriye kalanların açılış tarihi bilinmiyor. Ruhsatname alındığı yıl olarak da, 2 Okulun 10 Haziran 1892, diğerleri ise 23 Nisan 1894, 22 Mayıs 1984 ve 16 Kasım 1894 olarak gözükmektedir.
1913-1914 yılında Rum okullarının sayısında önemli bir azalma olmuş; 14 olan ibtidai sayısı 8’e inmiştir.(5)
Anlaşılıyor ki Çanakkale ilindeki Rumların bir bölümü bu yıllarda göç etmiş/ettirilmiştir. Karadağ Rumlarının ise 1914 Yılı Mayıs ayında tehcir ettirildiği kesindir ve anlatılar bunu desteklemektedir.
Bilindiği üzere, Yunanlılar 02.07.1920 tarihinde Biga’yı işgal ettikten 5 (beş) ay sonra Çan’a girmişler ve 12.09.1922 tarihinde çekilmişlerdir. Anlatılardan çıkarılabildiği kadarıyla, Karadağlı Rumların bir kısmı 1921 Yılının bahar aylarında köye dönmüşler ve 2-3 ay kadar kaldıktan sonra tekrar Yunanistan’a gitmişler.
Karadağlı Rumların bazıları 1998 Yılında köyü ziyarete gelmişler. Son olarakta 2010 Nisan ayında iki grup olarak köyü ziyarete geldiklerinde, kendilerinin Selanik’in Veria-Βέροια or Βέρροια(Kareferya) ilçesine yerleştikleri ve Karadag(Κ Α Ρ Α Ν Τ Α Γ) adını bir köye verdikleri öğrenilmiştir.
Farklı zamanlarda, aynı topraklarda yaşadığımız aynı çeşmelerin suyunu içtiğimiz Karadağlı Rumların anısına; o dönemde çekilen acıları biraz olsun anlayabilmek için, Dr. Georgıos Nakracas’ın “Anadolu ve Rum Göçmenlerinin Kökeni” adlı kitabından Thedoros Çakalis’in anlatısıyla konumuzu bitirelim.
“Canımızı kurtarmak istiyorduk”
1914 yılında köylerdeki Hıristiyanların Yunanistan’a gitmesi için emir geldi. Bu emrin çıkış nedenini ne o zaman, öğrendik, ne de şimdi biliyoruz.
Bize Karabiga’ya inmemiz söylendi, gemiye oradan binecektik. Yanımıza bohçaya giyeceklerimizden başka hiçbir şey almadık. Karabiga’da bir gece kaldık. Denizde bizi götürecek olan Türk gemisi bekliyordu.
Gemiye binmeden önce içindekileri görsünler diye elimizdeki bohçaları açıyorduk. Para ve altın götürmemiz yasaktı. Türkler eşyalarımız arasından gözlerine kestirdiklerini alıyorlardı.
Deniz suyu sığ olduğundan gemi karaya yanaşamamıştı. Gemiye gitmek için kayıklara bindik. Bohçaları elimizde tutmakta güçlük çekiyorduk. Türkler bize: “Bir mecidiye verirsen bohçanı arkan sıra atarım” diyordu. Verecek paran yoksa bohçanı alı koyuyorlardı.
Gemi bizi Selanik’e götürdü. Oradan bizi Venizeolohori’ye ve Koriça’ya götürdüler. Koriça’da dört yıl kaldık. Küçük çocuklar okula başladı.
1918’de büyük savaş bitti. Ateşkes de yapılınca Türkiye’deki köylerimize geri dönebileceğimizi söylediler. Aramızdan pek çoğu iş bulmuş, Yunanistan’a alışmıştı, geri dönmek istemiyordu.
Ama bir kısım insan geri döndü. Yetmiş hanelik köyümüzden otuz hanesi Yunanistan’da kaldı. Biz kırk hane İnceköy’e geri döndük. Evlerimize geri girdik. Bizim bulunmadığımız dört yıl içinde evlerimize yerleşmiş olan Türkler evlerimizi boşalttı, bize geri verdiler.
Kötülük bu üç yıl sonunda, 1922’nin yazında başladı. Aylardan ya Ağustos ya Eylül’dü. Çeteler köyleri kuşatıyor, Hıristiyanların mallarını yağma ediyor, sonra da onları öldürüyorlardı. Sıranın bize geldiğini anlamıştık. Çeteler bizi de kuşatmıştı. Tanıdığımız Türklere “Halimiz ne olacak? Çeteler hepimizi kesecek! Kurbanlık mı olacağız?” diyorduk.
Türkler bize “Biga’ya gidin, orda daha emniyette olursunuz ,” dediler.
Çırılçıplak yollara koyulduk. Yanımıza bir şey almadık. Canımızı kurtarmak istiyorduk.
Biga’da bizi Rum evlerine yerleştirdiler.
O zaman denizde demirli duran İngiliz gemilerinden gelen İngilizler Hıristiyanlara: “Kapılarınızı, camlarınızı açık bırakabilirsiniz. Kimse size bir kötülük yapmayacak.,” dedi. Oysa onların gittiği ertesi gün, bilmiyorum neden, felaket başladı.
Aynı gece Hıristiyanları kesmeye başladılar. Katliam sabaha kadar sürdü.
İnsanlar çılgına dönmüştü. Kimse nereye saklanacağını bilmiyordu. Pek çok insan kurtulmak umuduyla dere yatağına saklandı.
Çetecinin biri yanıma gelip tam bıçağını gırtlağıma dayamıştı ki Türk’ün biri onu durdurdu. Bu adam daha sonra bana: “Anneni al. Doğru Kaymakama gidin,” dedi.
Sabahleyin emir çıktı. Gelen emre göre katliamdan kurtulanların toplanıp Deapköy denen yerdeki eski Türk kışlalarına gitmesi gerekiyordu. Bizi birbirimize yapışık nizam oturttular. Etrafımız silahlarla, makineli tüfeklerle çevriliydi. Her an ölümü bekliyorduk. Bütün bir geceyi böyle geçirdik. Bize ne yapacaklarına karar vermek üzere emir beklediklerini duyduk. Gelen emirde: “Onlara zarar vermeyeceksiniz, Bigalılar iyi insanlar,” diyordu. O zaman bizi ayırmaya başladılar. Yaşlı, kadın ve çocuklar gemiye binip Yunanistan’a gitmek üzere kağnı arabalarının üzerinde Karabiga’ya gittiler. Onları Aleksandropoli’ye (Dedeağaç) götürdüler. Askerlik çağında olan biz erkekleri bir araya topladılar. Bizi Biga’dan Bayramiç’e oradan da Artaki’ye, Gonia’ya, Faneromeni’ye ve Bandırma’ya götürdüler. Yol yapımında çalışıyor, taş taşıyıp taş kırıyorduk. Bütün ağır işleri biz yapıyorduk. Böylece Balıkesir’e gidip oradan İzmir’e indik. İzmir’de toplanan diğer Hıristiyanlarla beraber gemiler binip Yunanistan’a geldik.
Diğer göçmenlere sora sora bizimkilerin Selanik’te bulunduğunu öğrendik. Onları bulduk ve hepimiz Aziz Paraskevi’ye yerleştik.
Thedoros Çakalis (Yunanistan)
1. Anadolu ve Rum Göçmenlerinin kökeni Dr. Georgıos Nakracas, s. 115-117 -Belge Yayınları
2.Yrd.Doç.Dr. Şerif Korkmaz, ÇOMÜ
3. ÇOMÜ Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Sayı II, s. 182
4. ÇOMÜ Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Sayı II, s. 184
5. ÇOMÜ Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Sayı II, s. 200-206
Not: Karadağ Rumları ile ilgili çalışmamın kısa bir bölümü burada yayımlanmıştır. M.Önder
|