Savaştan Dönenler


Savaştan Dönenler PDF Yazdır e-Posta
Mustafa Önder tarafından yazıldı.   
Cuma, 06 Ağustos 2010 18:42

1914 Yılının Mayıs ayı sonlarında Karadağ’a gelen ailelerin, yaşları yirmi ile kırk arası olan gençleri, birkaç ay sonra seferberlik emriyle askere alındılar.

70 kişi gitmiş buradan, 7 kişi döndü” denir. Bazen de 77 kişinin gittiği söylenir. Esirlikten dönenler olarak, genelde, Soytaroğlu, Subaşı,  Zabit Şaban, Kör İbrahim ve Pomak İdris sayılır.  Ardından Salih Çavuş akla gelir. Sağır Şaban, akla gelmez pek. Niceden sonra Yetim İsmail, hatırlanır. Yetim İsmail,  kanımca Çanakkale’den öte gitmemiştir. Geriye kalan yedi kişi esirlikte kaldıkları için olsa gerek, dönenlerin yedi kişi olduğu söylenir.

914 yılında askere gidecek yaşta olanlar incelediğinde, sayılanların yanı sıra 1918-1920 yılı sonrası yaşayanlar ya kaçaktır ya da askerliğini seferberliğe katılmadan yaptıkları için isimleri dönenler listesinde sayılmaz.  Örneğin Karahasan oğlu Mehmet, 1914 yılında 32 yaşındadır ve askerliğini Sıhhiye olarak yaptığı, köyde Şuku Mustafa’nın bir kaza sonucu karnı yarılınca, onun yarılan karnını diktiği anlatılanlar arasındadır ama adı savaşa gidenler arasında anılmaz.

Bende anlatılanlara sadık kalarak bu konumda olanları seferberlikten dönenler listesine almadım. Yetim İsmail’i, Çanakkale Erenköy’de geçen bir anısı için listeye ekledim. Konu ilerde yapılacak olan araştırmalar sonunda biraz daha gelişecek ve netleşecek sanırım.

1) Hoca oğlu İdris:

Baba adı: Mehmet, Ana adı: Hanife, 1291(1875) Bogurlu doğumlu.

Pomak İdris, 1914 yılında 39 yaşındaydı. Kızı Fatma 12, Hafize 6 yaşındaydı. Seferberlikte Hicaz’da bulunduğu için arkadaşlarının kendisine Hacı diye takıldığı, Kıbrıs’ta esir kaldığı biliniyor. İdris, 1931 Yılında 56 yaşında öldü. 

-Pomak İdris, “İdris Kıbrıs adasında esir galmış, dört beş kişi sayarlardı; Soytar oğlu varmış, Subaşı… Şubaşı, gaynatayla beraber esir galmış; gaynana annadırdı, Kıbrısta. Soytaroğlu, daha birkaç kişi”  Damadı: Şevket Kumru  

 

 

 2)  Dede oğlu Salih:(Salih Çavuş)

 

Baba adı: Mustafa, Ana adı: Hanife, 1306(1890) Borva doğumlu. 

Dede oğlu Salih, 1914 Yılında 24 yaşındaydı. Oğlu Mehmet (1906) 7–8 yaşlarında; kızı Hatice(1914),  (Hatçe) kundaktaydı henüz. 

Salih Çavuş, İngilizlere esir düştü. Kanal Harekâtında boğulmak üzereyken bir su otuna tutunarak ölümden kurtuldu. Esir kampında aşçılık yaptığı biliniyor. Esirken evi yandı. Karısı Gülzade veremden öldü. Gülzade’nin ablası Fatma(Fadime) baktı çocuklarına. Fadime, kocası Pomakoğlu üstüne karı getirince evi ve kocasını terk etti.  Salih Çavuş esaretten dönünce enişte baldız evlendiler. Salih Önder, 29.10.1955’te 65 yaşında öldü.

 “Bağdat-Basra’da askermiş, Mısır taraflarında.” Oğlu Mustafa Önder(1927)

 

 

 3) Sarı Süleyman oğlu Şaban:(Zabit)

Baba adı: Hamit, Ana adı: Fatma, 1306 (1890) Borva doğumlu.

Zabit Şaban, 1914 yılında 24 yaşındaydı. Savaşa giderken karısı Fehime hamileydi. Esirlikten dönerken Biga Dikmen köyünden haber gönderdi. “Gelip beni alsınlar” diye.  Karadağ’ın girişinde, iki meşelerin yanında karşılayanlar arasında oğlu Süleyman’da (1914) vardı. “Kim bu çocuk, benim kucağıma veriyorsunuz?” diye sordu.  “Senin oğlun!” dediler. “Bu kadar zaman oldu mu?” dedi.  Evinin ıskalalarından(merdiven) çıkmakta zorlandığı ve İngilizlerden hep övgüyle söz ettiği anlatılır. Zabit(Şaban Durgut), 20.10.1963’te 70 yaşında öldü. 

 

 4)  Hüseyin Çavuş oğlu Ahmet:(Subaşı)

Baba adı: Mehmet, Ana adı: Ayşe, 1299(1883) Borva doğumlu.

Hüseyin Çavuş oğlu Ahmet, 1914 yılında 31 yaşındaydı. Oğlu Hüseyin 05, Ramazan 03, kızı Ayşe 01 yaşındaydı. İngilizlere esir düştü. Subaşı Ahmet(Ahmet Girgin), 06.03.1963’te 80 yaşında öldü.

“Gâvur gaçıvemiş. Bizim asker gaçıyo diye düşmüş peşine. Arkada bir taburu varmış, muhasaraya almışla. O zaman esir almışla”

 

 

 5)  Soytar oğlu Hüseyin:  

Baba adı: Mehmet, Ana adı: Ayşe, 1295 (1879) Borva doğumlu.

Soytar oğlu Hüseyin, 1914 yılında 35 yaşındaydı. Oğlu İsmail, 01 yaşında. Şakir 07 yaşında. Kızı tarife 12 yaşındaydı. Hüseyin İngilizlere esir düştü. Kıbrıs adasında esir kampında kaldığı biliniyor. Soytaroğlu(Hüseyin Özkan), 27.02.1971’de 90 yaşında öldü.“İngilizlerde e esir galdık, dedi. Bize hiç hakaret yapmadıla" derdi. Torunu: Sefer Özkan

“Bubam, gidipturu. Bubamları kapayıp turuymuşla. Zabitler, Subaşılar,  çok, çok ama esir alıp turuymuşlar, geldile. Kızı: Nesibe Türker 

 

6)  Sülecik oğlu İbrahim:(Kör İbrahim)

Baba adı: Mehmet, Ana adı: Ayşe, 1305(1889) Borva doğumlu. 

Sülecik oğlu İbrahim, 1914 yılında 23 yaşındaydı. Kızı Selime(1911) 03 yaşında. Oğlu Mehmet(1914), 01 yaşında. Esirlikten döndüğünde gözleri kör oldu. Gazi maaşı aldığı biliniyor.  Kör İbrahim(İbrahim Çalışkan), 20.08.1947’de 58 yaşında öldü.

 

 7)  Boz oğlu Şaban:(Sağır Şaban)

Baba adı: Mustafa, Ana adı: Gülsüm, 1301(1885) Gündüzlü doğumlu.

Boz oğlu Şaban(Molla Şaban), 1914 yılında 29 yaşında. Mısır’da top patlamış yakınında, kulakları sağır olmuş. Esirlikten dönünce, seferberlikte kalan Çolak Salih’in eşi Hasibe 1309(1893) ile evlenmiş. Sağır Şaban(Şaban Türe), 11.07.1973’te 88 yaşında öldü.

 

 8) Yetim İsmail Cengiz: 

Baba Adı: İsmail (ölü) Ana Adı: Hasibe, 1310 (1894) Sultaniye doğumlu.

Yetim İsmail, 1914 yılında 20 yaşındaydı. Kardeşi Salih(1901), 13 yaşında; kardeşi Adil (1906), 08 yaşında; kız kardeşi Fatma(1891), 23 yaşında; kız kardeşi Kebire(1908), 06 yaşındaydı.

“Yetim İsmail, ‘ben Karpuzlu'da(İpsala) tek kişi nöbet tuttum, karakolda’derdi. Erenköyde, Rumlar bi manga gibi 5-6 kişiymişler, neyiymişler? ‘Çavuş akıllı bi adammış’ diyo, eğitim yaparmışlar orda;  düz bi yerde… Bunları görmüşler, ‘Erenköy’de’ diyo, ‘bizi gördüler’ diyo. Çavuş ateş ettirmemiş hemen. Tam menzile girince, yaklaşınca ‘bi ateş çektik’ diyo... Attan düşen geri gaçan, ‘bi çevirdik orasını’ diyo, ‘yaktık orasını’ diyo, ‘mermiyle yaktık’ diyo, ‘onlarda çemberden çıktılar’, diyo. Adem Önder

 

"Ben dedeme soruyordum. Siz harbe gittiniz, harbe katıldınız, nasıl oldu? 'Ayağımın topuğuna bir gülle parçası geldi. Ben bir hafta hastanede yattım; Çanakkale hastanesinde.'

"Diyordum, dede nasıl marş söylüyodunuz?

O da diyordu ki":

Zalım da moskof bozulmuş

Bomba duman ediyor evimi evimi

Evde de bıraktım telli de saçlı gelini gelini

Yaşımda onbeş nasıl kabul edeyim ölümü ölümü

 

Diye Allah Allah sesleriyle ilerleyip gidiyoduk diyodu" Torunu Cahit Balaban

 

  

 

Esir Kampları

 

(…) İngilizler ise, Süveyş’ten ve Çanakkale’den aldıkları esirleri Mısır’da hazırladıkları kamplara götürmüşlerdir. Ancak esirlerin çokluğu nedeniyle 1914 yılı sonundan başlayarak Kıbrıs, Malta, Hindistan Burman (Myanmar) gibi çok uzak ve çok farklı bölgelere de esir kampları yapımına başlamışlardır.

Türk esirleri önce Basra ve Bağdat’taki toplama kamplarında tutulmuş, daha sonra Mısır’daki kamplara deniz ve kara yoluyla götürülmüşlerdir. Basra’dan doğrudan doğruya Hindistan ve Burma’daki kamplara önce deniz yoluyla, sonra demir yoluyla götürülmüşlerdir.

İngilizler ayrıca Kıbrıs ve Malta adalarında da esir kampları kurmuşlar ve Mısır’daki kamplardan bazı esirleri bu adalara deniz yoluyla taşımışlardır.

 

 

Esirlerin Dönüşleri

 

İngilizler, ülkelerine geri dönen esirlerin tekrar kendilerine karşı kullanılabileceğini düşünüyorlardı. Esirler, zaman zaman aynı ülkenin içindeki farklı kamplarda, zaman zaman da farklı ülkelerdeki yer değişimine tabi tutuldularsa da, savaş boyunca ülkelerine izin verilmedi. Savaş bittiğinde bile, Türkleri serbest bırakmamışlardı. Bu durum 1920 ve 1921 yıllarına kadar devam etti. İngiltere bu yıllarda bir politika değişikliği yaparak çok sayıda Türk esirini İstanbul’a göndermeye başladı. Zira gönderdiği esir askerlerin İstanbul hükümeti birlikte Anadolu’da ki milli harekete karşı kullanılmasını istiyordu. İngilizler 1920-1921 yıllarında gönderdikleri esirlere, Ankara’daki milli hareket aleyhine propaganda yapıyorlar ve bir bakıma onları beyinlerini yıkayarak gönderiyorlardı. Elbette Ankara bu esir kafilelerinin arasında “özel” talimat” (Talimat-ı mahsusa) ile gönderilenler olduğunu biliyor ve tedbirini alıyordu. İngilizlerin elinde çok sayıda esir olduğundan, bunların gönderilmeleri uzun zaman almıştır. 1921 yılı 10 Nisan tarihine kadar Ruslarla İngilizlere esir olan Türklerden 10.532 er ve 8.231 subay dönmüştür. İngilizlere esir düşenlerin dönüşü 1922 yılına kadar devam etmiştir. Toplam olarak, İngiltere’den 112.583 esir dönmüştür.

Thatmiyo’daki esirlerin bir kısmı 1918’de, bir kısmı 1921’de, son kafilelerin de 1922 yılı sonlarında döndüğü sanılmaktadır. Dönüş için Thatmiyo’dan Rangoon’a getirilen esirler, buradan gemilerle önce Hindistan’a götürülmüş, oradaki Türk esirlerden bir kısmı alınarak Umman denizi yoluyla Kızıldeniz’e girilmiş, Süveyş kanalı geçilerek Akdeniz’e ve oradan da İstanbul’a ulaşılmıştır.

Bu esirlerden bir kısmı kendilerini yeni bir mücadelenin içinde bulmuş, hatta aralarından bazıları şehit olmuş, bazıları ise işgalci Yunanlılara tekrar esir düşmüşlerdir.

Geri dönüş için daha çok deniz yolu kullanılıyordu. Çok fazla gemi ayrılmadığından, esir kamplarından “posta”lar şeklinde geri dönüş başladı. Dönüşlerin 1920 yılı sonuna doğru büyük bir hız kazandığı anlaşılıyor. Esir subayların dosyalarının incelenmesinden, çoğunluğunun 1920-1921 yılında döndüğü görülüyor. Birinci kafile olarak genellikle subaylar gönderildi. 1920 yılının Nisan-Mayıs aylarında birinci kafile esirler gelmeye başladılar. Mısır, Hindistan ve Birmanya’daki esirler, uzun yolculuklardan sonra Temmuz ve Ağustos 1920’de Türkiye’ye ulaştılar. Kıbrıs’taki esirlerimiz ise  1920 yılı sonunda getirildiler. Bu arada, Mısır’daki Türk esirlerinden Türkiye dışına gidenlerde oldu. ...

Daha sonra İngilizlerle esir değişimi anlaşması yapıldı.23 Ekim 1921’de yapılan bu anlaşmanın ardından, İngilizlerde kalan diğer esirler gönderilmeye başlandı.

Birinci Dünya Savaşı’nda verdiğimiz esirlerin hepsinin dönüp dönmediğini kesinlikle tespit etmek mümkün olmamıştır. 1925 yılı sonunda ve 1926 yılında esirlerimizin büyük bir çoğunluğu yurda gelmişe de, gelmeyen esirlerimizin olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 22 Şubat 1926’da yurt dışında kalan esirlerimizin yurda döndürülmeleri meselesini görüşmüş ve “Rusya’da dağınık halde bulunan harp esirlerinin sevk-i muamelesine tabi tutulmaları hakkında kanun”u çıkarmıştır. Buradan da anlaşılmaktadır ki, bazı esirlerimizin esareti 1926 yılına ve sonrasına kadar devam etmiştir.

 

Kaynak: Anne Ben Ölmedim İş Bankası Yayınları

 

Anılarına, Saygıyla!

 

SEFERBERLİK 

Eli silah tutanların gidişiydi bu 
Rediflerin, vay anam kur'asının. 
Çalgıların da insanlar gibi 
Zort zort edeni var 
Zom zom gideni var 
Uyandım davulun bağnazlığına 
Davulun, trampetin 
Gerilmiş derilerin muştusuna 
Seferberlikti bu, karşı durulmaz. 

Bir sesim vardı benim 
Bin sesim olsa n'olacak 
Çocukların sesiyle adam vurulmaz 
Kim getirdi bu savaşı ekmeğin beyazlığına 

Şimdilerdeki gibi anımsarım 
İkiz bebeklere benzerdi ekmekler 
Püren balı gibi kokardı 
Biz oldum olası ekmekle doyarız da 
Çocukluğum geldi aklıma. 

Hep savaşlardan mı kaldı bu yoksulluk 
Seferberlik derlerdi ben de bulundum içinde 
Pelit, ekmek ağacı, bal ağacıydı bizim Güney'de 
Çocuklar ya çok azdı, ya çok ağlamazdı 
Ya da ağlamaya vakit kalmazdı. 
Hastalık lekeli humma 
İlaç kınakınaydı 
Gitsin, gitsin de gelmesin 
Çocukluğum geliyor aklıma. 

                                  Ruhi Su

 


Cheap tickets